13 Ağustos 2010 Cuma

yağmur macerası


Yazın en sıcak ve en sıkıcı pazartesilerinden birinde, yine boyahaneye gitmek zorundaydım. Hava sıcaklığı 41 derece civarındaydı ki boyahane ortamında bu 52 derecelere çıkabiliyordu. (Girecek olduğumuzu sandığımız Avrupa Birliği’nde veya başka gelişmiş ülkelerde bu şartlarda işçi çalıştırmak yasaktı ama biz, patır patır düşüp bayılan işçilerimize tuzlu ayranı dayayıp makinalarının başına geri göndermekteydik.) Arabam, müdürlere ayrılan otoparka layık bulunmadığından (kadın olmak, alçakgönüllü olmak; fabrika müdürü olsan da tenteli otoparka araba koyabilen “yüksek” müdürler arasında sayılmaman demek zira.) sabahın köründen beri cascavlak güneşin altında pişmekteydi. Sarı düldülüm benim.. Sauna kıvamıyla kollarını açıp beni kucağına kabul ettiği anda popomdan böbreklerime, oradan akciğerlerime ulaşan sıcak dalgasıyla “aaaayyyyiiiihhhoooh” şeklinde bir nidayla nefessiz kaldım. Parmaklarımın ucuyla tuttuğum cayır cayır direksiyon simidi ve dizimi dağlayan vites koluyla mücadele ederek 5 kmlik boyahane yolunu aştım, üçbuçuk kilo kadar ter attım sanırım bu süreçte. Geri dönüşte hiç olmazsa hava sirkülasyonu olsun diye camları açık bıraktım otoparkta.

İş, güç, telefon trafiği derken kaç saat geçti bilmiyorum. Karanlık bastı sanki, kalkıp odamın ışığını yaktım. Gözüm camlı bahçe kapısından gökyüzüne takıldı. Siyaha kesmişti ortalık, birden korkunç bir gök gürültüsüyle beraber kocaman damlalar düşmeye başladı. Yaz yağmurunu severim, hemen kapıyı açıp orada öylece durdum. Bu yağmur değil afetti sanırım, karşıdaki konfeksiyon kapısı görünmüyordu şiddetinden, müthiş bir gürültü kopuyordu yere çarpan erik büyüklüğündeki damlalardan. “Ruh ikizim”, arkadaşımı düşündüm, bayılırdı böyle fırtınalara. “O olsa şimdi, çıkar kollarını açıp kahkahalar atarak dolanırdı bu tufanda” diye geçirdim içimden.

Yaklaşık beş dakika öylece durdum birden yardımcımın sesiyle kendime geldim: “ayyyy çok su giriyor içeri şuralara havlu koyalım. Aaaaa içeri geçsenize paçalarınız sırılsıklam olmuş!.” Su damlayan paçalarıma bakarken gümbürtüyle düştü jetonum, arabanın camları açıktı! Hemen gidip kapatmam gerekiyordu. Oda kapısından idari binaya kadar orta bahçeyi geçmem, sonra da otoparktaki arabaya kadar yaklaşık bir elli metre gitmem lazımdı. Kıştan askıda kalan yeleğimi kafama geçirip dışarı fırladım. İdari binaya vardığımda dizlerimden aşağısı ıslanmıştı sadece, eh, başarılı bir geçiş sayılırdı, şimdiyse işin zor kısmındaydım. Otoparka doğru koşmaya başladım. Düldülüme yaklaştığımda dudaklarımdan kocaman bir ah! çıktı. ( Aslında günlük konuşma dilimizde bu ünlemin karşılığı olan hasss…. söylemiydi çıkan). Bahçedeki eğimden dolayı yukardan akan sular kocaman, azgın bir nehir olmuş arabamın altından akmaktaydı. Sadece arka sağ kapıya bir-bir buçuk metre yanaşabilecek gibi görünüyordum çünkü orada su seviyesi en azından hala ayak bileklerimdeydi. Ellerimi destek yaparak kendimi öne doğru attım bu esnada yelek başımdan düştü, damlalar şimdi ensemden en narin noktalarıma dek akmaktaydı. Kapıyı tuttum, insanüstü bir gayretle kendimi geri çekerek açmayı başardım. İçeri girebilmek için önümdeki mesafeyi ve akan suyu tarttım şöyle bir. Plonjon uçuşuyla arka koltuğa atladım. Uçuşun sertliği ve genlerimdeki dengesizlik sebebiyle koltukların önündeki boşluğa yuvarlandım, ortadaki tümsekle çenem öpüştü. Toparlanıp kalkmam, kilom nedeniyle biraz zor oldu ama sonunda arka koltuğuma oturabildim, kapıyı kapattım. Muhasebe bölümündekilerin camdan bana bakmakta olduklarını fark ettim, patronum da penceresinden ilgiyle seyretmekteydi. Şimdi yapmam gereken , ön koltuğa geçip anahtarı kontağa sokarak pencereleri kapatmaktı. Yirmi sene ve yirmi kilo önce rahatlıkla yaptığım bir şeydi arka koltuktan öne geçmek, yine yaparım diye düşündüm.

Öne doğru hamle ederek ayağa kalktım ve o anda kafa koruyuculara takılan koca memelerim yüzünden tavanla ön koltukların arasına sıkıştım. “Daha büyük araba almalıyım” diye düşündüm, debelenirken. Yan dönüp ayaklarımdan destek alarak, tam da ne olduğunu hatırlayamadığım bir devinimle kendimi bir anda ön sağ koltukta baş aşağı buldum. Sol bacağım dizimden kıvrılıp popomun altında kalmış, sağ bacağımsa havada, iki koltuk arasındaki boşluğa sıkışmış, sol kolum kapı tutamağının üzerinde sağ kolum fren pedalında bir acayip pozisyon. Koltuktan sırtım sırılsıklam, kıpırdamaya çalışıyorum, hala açık olan camdan yüzüme burnuma sular akıyor. Ümidimi yitirir gibi oldum, buradan ancak itfaiye yardımıyla, o da arabamın üstü kesilerek çıkarılabilirdim sanırım. Cabrio arabam olsun isterdim hep ama bu şekilde değil. Hayatım film şeridi şeklinde gözlerimin önünden geçiyor olsa gerekti ancak baş aşağı durduğumdan mıdır nedir tersti görüntüler, çok da iyi seçemiyordum.

“Ya Allah!” bir gayretle sağ ayağımı koltuktan –ayakkabımı feda ederek- kurtardım, fren pedalından destek alarak doğrulmaya çalıştım. Sol ayağımı altımdan kurtarmaya çalışırken ön camımın tamamını kaplayan popomun yarattığı görsel kirlilik umurumda değildi doğrusu. Kıçım, yan cama doğru turunu tamamlarken muhasebe camından bakan insanların kiminin gülmekten nefessiz kalıp bayıldığına şahit oldum, patronumsa iki eliyle başını kavramış, pencerenin pervazına tırmanmış oturuyordu yağmura aldırmadan. Vites kolunun tacizkar girişimlerine pabuç bırakmadan –zira zaten pabucu arka koltukta bırakmıştım- , burnumla memem arasına sıkışan direksiyon simidinin inlemesine aldırmadan koltuğuma geçebildim, anahtarı kontağa sokup döndürdüm. Camları kapattım, arabayı bahçenin kuru bir yerine aldım. Arka koltuktan aldığım ayakkabımın tekini bir hayli zorlanarak ayağıma geçirdim, mağrur ve muzaffer –ve sırılsıklam- indim arabadan. İdari binanın camlarından yükselen alkışlar ve tezahüratlar eşliğinde yürüdüm gittim. Çaycımız o esnada pencereden atlamaya çalışan patronumun beline sarılmış onu bu kararından vazgeçirmeye çalışıyordu. Gülümsedim, selam verdim el sallayarak.

Gururluydum.

Kahramanca davranmış, düldülümü kurtarmıştım..

3 yorum:

  1. Kader abla kopardın beni .....alem kadınson vesselam :DDDDDDDD .....Kısmet

    YanıtlaSil
  2. off olayın tamamen gerçek olmasına gülsem mi ağlasam mı Kısmet'im bilemiyorum vallahi... :-)

    YanıtlaSil
  3. Bir arabanın camını kapatabilmek için bütun organ ve vucutdaki bilimim çıkıntılarla ortak hereket edileceği hiç aklıma gelmezdi..Sen bunuda başardın başkan helal olsun...Sana yakışır.:))

    YanıtlaSil